Çok tarifi vardır aşkın ve birçok arifi… Çok laf söyleyeni vardır sevdanın ve nice gözyaşı dökeni.
Yokluğun tecessüsümü aşk; yoksa varlığın acı yortusu mu sevda… Sevginin nazlı edası mı sevgili; yoksa sevenin tatlı duası mı?
Varlık mı sevgiyle birlik olur; yoksa sevgi mi varlıkta dirlik bulur… Hep sevilen kaçarda seven mi kovalar ya da sevilen sadece seveni mi oyalar.
Niye susmak bilmez ki içimizdeki acı ihtiraslar ya da neden biz susarken konuşur düşler denizinin acı hisleri neden sevmek denen hayta çocuğun sevilene yapılan dua ve ona veril(en) büyük armağan olduğunun farkına varamıyoruz, neden sadece acıyla, dertle, tasayla, hüzünle, hezeyanla yoğruluyor sevgi günlüğümüzün tümceleri ve neden özlem sadece vuslat ve hasrete bürünüyor sevgi aciz’i bedenimizde…
İşte hayatımızın tüm karmaşasının tüm hengâmesinin cevabı olmayan ve kafa hırpalayan acı ama gerçek soruları.
Böyledir sevmek, böyledir özlemek ve özletmek… İçimizde sancıyan tüm hislerle salarız ya biz sevdamızı sevgilinin yoluna ve sevgi nidaları besler ya yüreğimizin haykırışlarını işte böyle olmalı içimizdeki sevmek duygusu ve saadeti…
Şimdi yüreğimizi kemirircesine bedenimizle savaşmalı aşkın tüm hisleri ve dilsiz bir kaval olup susarak haykırmalı duygu patlaması yaşayan gözlerimiz sevgiliye inat. Devamını Oku ->

Oradan oraya giderken insan hayatı düşünüyor. Çocukluğunu, nereden nereye geldiğini, unuttuğu anıları… Büyüdüğünü, yaşlandığını hissediyor. Çocukken küçücük şeyler bize ne büyük mutluluk verirdi. Şimdi istediğimizi yapmak elimizde ama her nedense bizi mutlu eden şeyler gittikçe azalıyor. İşte suların içine batacağı söylenen bir kente tepeden bakarak yenen bir yemek, bir kadının söylediği unutulmaz şarkılar, hiç beklenmedik karşılaşmalar… Tanımadığım bir sokakta yürürken birdenbire onunda yanında olmasını istediğin, içinin ürperdiği kısacık bir an… Bir yerlerden istemsiz çıkıp geliveren bir yüzün, tutmak istersen de silinip gittiği o kısacık an…

Bir yandan bunlar, insanın kendi kendine kaldığı,trenin camlarından yabancı hayatların akıp gittiği, geride kaldığı bir anda uzaklara giderken aynı anda kendi içine, kendi geçmişine yaptığı yolculuğun silik, tarifsiz duygusu, öte yandan sorumluluklar, görevler, bekleyenler… Gördüğüm ne varsa hayalimde senin yanına koyuyorum, senin üstüne giydiriyorum, senin eline alıp baktığını düşünüyorum, senin dokunmanı istiyorum… Bu küçük aynaya baktım ama kendimi değil senin yüzünü gördüm içinde… Kendine iyi bakacağını bildiğim halde, kendine iyi bak …   (Baş Ucumda Müzik – Kürşat Başar | Sayfa 146,147)

Akşam eve geldiğimde amcamın “sana birisi şarkı gönderdi Fatih!” demesi üzerine şaşırdım. Radyo kanalını tam olarak hatırlamıyorum ama radyo34 olabilir. Ümraniye’de olan Ömer Fatih Yılmaz’a gelsin diye anons edilmiş. Mutlu oldum. Gönderen değerli dostuma  buradan  teşekkürlerimi yolluyorum…

Youtube’de olan bu videoyu izleyemeyenler BurayaŞuraya veya Oraya bakabilirler…

ezel_kenan_imirzalıoğluEzel dizisini izlemeyen varmıdır acaba? Kenan İmirzalıoğlu‘nun başrolde oynadığı bu heyecan verici dizi, çok sevilecek gibi gözüküyor. Bir önceki yazımda Gürkan Uygun ile yaptığımız sohbette sorduğum bir soru vardı işte o dizinin yapmadığını Ezel dizisi yapıyor demişti Gürkan bey. Yani senaryosu önceden belli ve Kurtlar Vadisi gibi bir dizi değil demişti. Herneyse asıl konumuza gelelim, herhangi bir yerden indirdiğim bu müzik dosyalarını sizinle paylaşmak istiyorum. Devamını Oku ->

Gurkan_uygun_omerfatihyilmaz_mematiGürkan Uygun, Kurtlar Vadisi Pusu’da Memati’yi canlandıran kişi. Kendisiyle kozyatağ’ında “London cafe” de bir röportaj yaptık. Aslında olay içinde ben yoktum, bir arkadaşım -”röportaj yapacağız fotoğraf makinası laızm” deyince  bende hemen -”benim var” dedim ve işe koyulduk. Normalde 11:30′da  orada olmamız gerekirken 12:00 de memati bizi bekler olmuştu. Bize bu işin prosedürü bu şekilde mi? diye sormayı da ihmal etmedi … Neyse klasik sorulardan başlayarak röportajımıza başlamış olduk. Sorular bittikten sonra bende birkaç soru sormaktan çekinmedim. Bi sorum şöyle idi: – “Şimdi Polat Alemdar’ın vicdanı ve kalbinin iyi olduğunu biliyoruz, affediciliği ile ünlü olan bu adam neden iskenderin adamlarını ki bunların çoğu genc ve kandırılmış kişiler , bunları neden gözünü kırpmadan öldürüp  ezip geçiyor da hiç affetmiyor? Yani yazık değil mi diye sordum, kendisi de “çok güzel bir konuya değindin fakat bu dizimizin senaryosu belirli değil ve her hafta sürekli yenileniyor o yüzden böyle konuları düşünemiyoruz bile ama bize bunu geri bildirim yaparsanız arkadaşlar bunu değerlendirmeye kesinlikle alırlar.  İzleyici görüşü son derece önemli bu dizilerde” dedi. Cevabı beni tatmin etti. Röportaj ile ilgili dergimiz yayımlanacak onuda buradan duyuracağım. Devamını Oku ->

Sayfalar :<<12345678>>...Son »