Bu kitabı okumadan önce “Mason“ların ne oldukları konusunda hep sağdan soldan kulaktan kulağa dolma bilgilere sahiptim. Ve masonların hristiyan mı yahudi mi olduklarını bile bilmiyordum. Bu kitap ile kendilerine Dul  kadının oğulları ismini veren bu “Kapalı”(gizli bir cemiyet değil) cemiyetin ne olduğunu, nasıl çalıştığını, hangi simgeleri kullandığını ve birbirleri ile nasıl iletişim kurduklarını öğreneceksiniz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki masonik işaretlerle de gündeme oturan bir süre gündemde kalmıştı. Atatürk’ün asıl soyisminin “Öz” olduğunu biliyor muydunuz? Peki Mecidiyeköy’deki metrobüs durağına bakan “Trump Towers” isminde ki kulelerin şekillerinin neden diğer kulelerden farklı olduğunu düşündünüz mü?
Aslında ilk başlarda, Mason’ların dinsiz oldukları düşünülür ve 3 dini de kabul etmedikleri söyleniyor(3 dinden kasıt hak din İslam ve diğer 2 batîni din olan hristiyanlık ve musevilik). Fakat olaylar ve bilgilere biraz aşina iseniz, dul kadının oğulları’nın Yahudilik ile bağdaştığı görülüyor. Devamını Oku ->

Yalnızlık çilesidir insanın ve düşünmektir inadına. Var olmaktır yalnızlık hiç yokluktan türeyerek…
Düşünmektir yalnızlık. Dik durmak ve başka aşklara yeni keşiflere ve ayrı limanlara yolculuktur. Uçumurumun kenarından atlayıp bir dalda asılı kalmaktır. Ve kimse yokken değil en mahrem kalabalıklarda boğulmaktır yalnızlık. Kendi korkularını kederlerini önyargılarını tüm dert ve kederleri içine atmaktır. Acıyla yoğrulmak ve yoklukların güncesini tutmaktır onun adı. Sevinmek üzülmek sabretmek öfkelenmektir yalnızlık, tüm tezat hislere inat…
Kitap gibidir yalnızlık. Okuyucusuna canhıraşça yaklaşıp hiç konuşmadan onu bölmeden acısıyla tatlısıyla  kabullenir onu. Kendin susarak içten konuşarak  haykırmaktır yalnızlık. Tüm yarım kalmışlık yaftasını arkamıza attığımızda ve zamanın tadını çıkarmak için dertlere pehlivanca kafa tutarak onlarsız kalmaya alıştıgımızda dertsiz kedersiz üzüntüsüz yaşamayı farkettiğimizde anlarız yalnızlığın aslında bir başına yalnız kalmak olmadığını Devamını Oku ->

Yıllardan beridir erkekler ile kadınlar arasında hep bir bakışma vardır. Bu bakışmada sözler yoktur aksine sadece göz ile konuşma vardı – acaba ne düşünüyor , şunu yaptı mı bunu yaptımı , o bu hareketi ile ne anlatmak istedi gibi abuk subuk ve aynı zamanda istemsiz sorular hissetmiş veya düşünmüşsünüzdür.
Evet bende düşündüm bende bu hareketlerden birşeyler bekledim, kendi kendime şifreler oluşturdum(?). Halbuki kafamızda oluşturduğumuz onca şeyden karşıdaki insanın haberi bile yok. İş tamamen kendimizde bitiyormuş meğer. – Sen beni bırakıp gittin vefasız gibi saçma fikirlere sahip iseniz o zaman kendinizi ve k Devamını Oku ->

Türkiye ve Avrasya Bölgesi imalat endüstrisinin en önemli fuarı olan WIN – World of Industry Fuarı, 04 – 07 Şubat 2010 tarihleri arasında, 4 büyük sektörün endüstriyel bazda sergileyeceği ürün ve hizmetleri profesyonel ziyaretçiye sundu. Birinci Fazda Yer Alan  Fuarlar :  MACHINERY’10 (14. Makina İmalatı ve Metal İşleme Teknolojileri Fuarı)    WELDING’10 (9. Birleştirme, Kaynak ve Kesme Teknolojileri Fuarı)    SURFACE TREATMENT’10 (3. Yüzey İşleme Teknolojileri Fuarı)    MATERIALS HANDLING’10 (8. Taşıma, Depolama, İstifleme ve Devamını Oku ->

İnternet aleminde gün geçmiyor ki yeni bir model, yeni bir akım çıkmış olmasın. Bu akımlar kimi zaman insanı darlığa ve psikolojik sıkıntıya çekiyor kimi zaman ise işimizi kolay yapmamızı sağlıyor. İşte Radyo Feza‘da bu akıma yön veren bir etken. Aslında sadece internet değil, radyo alanında demek lazımdı fakat Radyo Feza’nın henüz İstanbul dışında radyo vericisi yok. Bundan dolayı tüm dünyaya online hizmet verebiliyor.
Peki bu radyo feza da neyin nesi? Radyo Feza; 1996 Yılında Radyo yayıncılığına başlamış olduğu İstop Fm A.Ş. , 2006 yılında Radyo Feza ismini alarak, Türkiye’de bir ilk olan, Kur’an’ı Kerim’in Türkçe Mealini 24 saat boyunca kesintisiz olarak yayınlam Devamını Oku ->

Her şey paylaşılabilir onun dışında. Çünkü herkesin hüznü kendinedir. O anlatılmaz, tarif edilemez hatta yaşanamaz, sadece hissedilir. Bir kaçıştır hayat habire gerilim, heyecan, hezeyan; habire kaçıştırmacayla doludur. Yolculuk yaparız uzak yerlere. Seyahat ederiz yar diyarına. Ama farkında olmayız bazen neyden ve neden kaçtığımızın. Bazen bir bavulla kaçarız eşyalarla doludur; bazen bir resimle kaçarız yol sevginin yoludur; ama aslında sadece kendimizden kaçarız ve kendimizden kaçtığımızın farkına bile varamayız…
Amaca giden yolda araçtır hüzün; lakin sevgiye giden yoldaysa kaçınılmazdır gerçekler. Bu yolun sonu yoktur bir yere varılmaz bu yolda. Ama yol değiştirir ve yoğurur bizi başka yolculuklara vesile kılarak.
Hüzün; bir tesadüfler yumağıdır aslında arabada, evde, işte, yolda, alışverişte, televizyon izlerken maç seyrederken, kitap okurken, radyo dinlerken, şarkı söylerken rastlar bize denizin mavi çocuğu hüzün. Bazen, kimi zaman, bir gün, her gün, çoğu zaman ve daha adını sayamadığım nice zamirlerle çıkar karşımıza ama çoğu zaman ağlarken rastlar ve ağlarken mi hüzünleniriz yoksa hüzünlenirken mi ağlarız anlam veremeyiz bir türlü bu ikirciğe. Ama gülerken de rastlar bize hüzün ve adı acıya gülmektir. Tuttu mu yakamızdan seyr-i cefasını çektirmeden bırakmaz ve tüm köhne his vaveylasından sonra da şehr-i hüzün çöker bağrımızın kuytusuna ki usulca dokunur ama çok yakar canımızı acıya inat… Devamını Oku ->

Sayfalar :<<12345678>>...Son »