بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

Bir otobiyografik roman olan Siyah Süt, Elif Şafak‘ın kaleminden çıkmıştır. Ellibin adet basılan kitabı beyenmeyen yoktur sanırım. Daha önce okuduğum kitap olan Zar Adam gibi buda bestseller bir kitap. O kitabı beyenmemiştim fakat beyen bir çok yorumcuyla karşılaştım. İçlerinden “pNr” adında bir yorumcum “-Zar Adam uçuk ve saçma bi aşkı, maceradan maceraya koşan birini, mitoLojik bi kahramanı anLatsaydı eminim kimse sıkıLmazdı :) ” demişti. Bir bakıma doğru söylemiş. Çünkü Zar Adam gerçekten çok sıkıcı bir kitaptı ama içerik olarak farklı bir kitaptı ve diğerlerine benzemiyordu. İşte burada aslolan konu anlatım tekniği ve yazı akışı. Siyah Süt’te Zar Adam gibi ama anlatımı ve yazının bütünlüğü birbirini tamamlıyor. İçindeki mâna ilgimizi çeksede anlatımını gözardı edemezsiniz. Devamını Oku ->

       Abdi İpekçi, Türkiye’de sayılı gazeteci ve siyasetçilerdendi. Ama malesef “Abdi İpekçi” dediğimiz zaman akla gelen ilk şey, Abdi İpekçi spor komleksi! Bu bağlamda üzüntümü belirtmek isterim. 
        Kitabın yazarları Tufan Türenç ve Erhan Akyıldızın, kitabı sürükleyici bir biçimde anlatması şüphesiz kitabı  sevecen hale getiriyor. Ama beni etkileyen bir diğer tarafı da Abdi İpekçinin çalışkan ve zeki olmasıyla birlikte cesur bir yüreğe sahip olmasıydı. Daha genç yaşından birçok iş ile meşgul olan İpekçi, ileride ne olacağına küçükken belirlemiş bile. Gazeteci olmak. 
        Galatasaray Lisesini, yaptığı güzel çalışmlarla ve bir çok etkinlikle bitiren İpekçi, İlk işi bir gazete ofiside işe başlmaktır. “İstanbul Ekspres” adı altında kurdukları ilk gazetesi birçok kitleye ulaşan Abdi İpekçi, sürekli yeni fikirleri aralamakta ve bunlarda başarılı olmaktadır.  
        O dönemde “Milliyet” gazetesinin yenilenme hareketi devam etmektedir. Fakat gazetenin başına gelecek genç ve modern bir kişi aranmaktadır. Cümlenin akışına göre bu kişinin Abdi İpekçi olduğu kanâtine varabilirsiniz. Milliyet Gazetesi’ni sıkıntılı günlerde başlatan İpekçi , devamı getirmeyi başarmıştı. Devamını Oku ->

Alacakaranlık, Stephenıe Meyer’in Twilight serisinin birinci kitabıdır. Sürükleyici bir roman olması kitabın kalınlığının ön plana çıkmasını engelliyor. Isabella (Bella) adında bir lise öğrencisi kızın, hayatından bir bölüm anlatılmaktadır. Bella liseye başlar, Empati gücü yüksek olduğundan karşısındaki insanların duygularını bir şekilde okuyabiliyor. Yeni geldiği sınıfında Edward diye bir gence ilgi duymaya başlar. Aslında Edward hakkında bir şey bilmediği ve Edward gizemli biri olduğu için bu ilgi var. Edward aslında bir vampir. Yaklaşık 400 yaşında olan bu adam, Bella’ya aşık olur. Fakat hepimizin bildiği üzere, vampirler insanın kanını emerler ve onlar için bir avdır. Ama bizim Edward’ın aşkı vampirliğini bir kenara itelemiş. Bella Edward için bir eroindir benzetmesi yerini bulur herhalde. Zaten kitapta Edward Bella’ya bunu söylüyor.

Edward, vampirliğin verdiği avantaj sayesinde güçlü ve yakışıklı bir varlık. Ondan dolayı Bella vampire aşık oluyor. Ancak bunun tehlikeli bir aşk olduğunu söyleyen Edward, yanılmadığını kitabın ileriki sayfarlında açıkca gösteriyor. Devamını Oku ->

       Sevgi Zekası Muhammed Bozdağ’ın kaleminden çıkmıştır. İsminden de anlaşılacağı gibi sevginin nasıl kullanılması gerektiğini maddeler halinde ve anlaşılır bir dille anlatıyor. Kitabın niçin yazıldığını, Bozdağ şu şekilde cevaplıyor: “Düşün ve Başar, Ruhsal Zeka ve Sonsuzluk Yolculuğu derken, tüm gelişim yolculuğunun odağında etkili olan birincil soruna odaklandım. İlerlerken algılanan hisle, gerilerken algılanan hissi karşılaştırdım. Okuyuculara, gözlemlerine göre insanlığın en önemli sorununun ne olduğunu sordum. Benim gördüğüm ve binlerce okuyucu mektubundan yansıyan şuydu: Sevgi açlığı çekiyoruz. İnsanlar yokluk içerisindeyken ünden maldan makamdan mutluluk edineceklerini düşünüyorlar, ama umduklarına ulaştıklarında ummadıklarıyla yüzleşiyorlar: Gerilim, üzüntü, depresyon.
          Modern ve zengin Batı toplumları derin bir gerilim içerisinde. Dünya mutluluk sıralamasında ABD 178 ülke arasında 150 nci sırada. Biz de 98’deyiz. Demek ki modern makineler çağı iyice içimize girmiş ve bizi genetiğimizin gerektirdiği mutluluk vesilelerimizden koparmış.
           Bu gözlem üzerine sevgiye odaklandım. İki yıldır gözlem ve araştırmalarımla derinleştirdiğim araştırmalarımı nihayet duygusal zeka kapsamı çerçevesinde bir sevgi zekası modeliyle üretmeye karar verdim. Devamını Oku ->

Luke Rhinehart’ın sıkıcı kitabından sonra bu kitap ilaç gibi geldi. Dediğim gibi arada bir sıkıcı kitap okumazsak güzel kitaplarında bir değeri olmaz. Savaşçı kitabıda bu güzel kitapardan bir tanesi.

Savaşçı, Doğan Cüceloğlu‘nun kalemi ile yazılmış müthiş bir eser. Kitabın içeriğine bir bakarsak; şöyle ki, kitapta kişisel gelişim ön planda tutulmuş ve bunun karşılıklı sohbet biçiminde anlatılışı dikkat çekiyor. Arif Okurer diye bir öğretmenin bir arayış içinde oluşu, hayatı yorumlamaya çalışı, en önemlisi kendini bulma çabası açıkça belirtiliyor. Arif öğretmen arayış için Doğan beyden kendisi için [| Sponsor Bağlantı:Aysed |] zaman ayırmasını istiyor. Doğan bey karşısındaki insanın durumunu hemen farkediyor ve en kısa zamanda bir çay bahçesinde veya bir dinlenme mekanında sohbete başlıyorlar. Bu konuşmaları düzenli olarak ve sürekli yer değiştirerek devam ediyor.

Doğan Cüceloğlu, felsefeyi iyi bilen bir insan. Arif öğretmenin hayatı anlamaya çalışmasının temelinde felsefe olduğundan, Doğan bey hedefi onikiden vurmayı başarıyor. Arif öğretmenin  bir “Savaşçı” olmak için neler yapması gerektiğini, Doğan bey açık ve anlaşılabilir örneklerle açıklıyor. Örnek kişilikler arasına Doğan Cüceloğlu’nunda alınması gerektiğini düşünüyorum. Devamını Oku ->

Kitabın, kapak kısmına ve arkasındaki yorumlara aldanıp da alanlar arasındayım. Gerçek şu ki sanıldığı gibi bir kitap değil. Gülerek okuyacaksınız diyordu; kitabın hiç bir yerinde gülmedim. İçler acısı bir kitap. Birazda yapmacık geldi bana. Çok çelişkili bir kitap. Kitap yazarı Luke bir psikolog. Kendisine gelen insanlara bir çözüm yolu bulmak için çok tehlikeli bir yöntem deniyor. O da zar yöntemi. Tamamen zarların esiri olmuş bir adam.

Tabi ki bu çok yanlış bir yöntem. Çünkü isanda bir irade vardır. Ve insanlar bu iradeyi istedikleri şekilde yönlendirebilirler. Ama Luke Rhinehart kendi iradesini kullanmak yerine koltuğu zarlara bırakıyor. O zaman yaşamasının ne anlamı olabilir ki?

Kitaba birde olumlu yönden bakalım. Arada bir böyle sıkıcı kitap okuyalım ki güzel kitapların değeri ortaya çıksın. :) [|sponsor bağlantı:RSSkitap.com |]Bir başka yönü ise bazı insanların kararsızlık hastalığı vardır. Bu kitap onlara çare olabilir.

Bu arada kitabın kapak kısmına +18 yazılsaydı daha iyi olurdu. Amerikan kültürünün aşırı pornografik bir kitabı. Okumak isteyenlere ısrarla tavsiye etmiyorum… Devamını Oku ->

Sayfalar :123