Bir bayram ve bir bayram. Aslında pek de değişik gelmedi bana. Hep aynı hereketler hep aynı sıcaklıklar. Zaten aslolan da bu değil mi? hayata şöyle bir baktığımızda herşeyin tekrarlandığını görüyoruz. Öyle ya insanlar aynı. Gün geçtikçe insanlar değişiyor ama iyi yönde ama kötü yönde olsun. Hergün farklı bir vucûtla dışarı çıkıyoruz. Fakat yaptığımız bir çok hata var ve bu hataları hep farklı vucutlarla yapıyoruz. Demek istediğim şu ; biz insanlar olarak hergün farklı bir insan olarak uyanıyoruz ama yaptığımız şeyler hep aynı. Şimdi burada inanç ile ilgili bir şey söylesem boş. Çünkü herkes kendi inancını seviyor…
Elbette herkes kendi inancının en iyi olduğunu düşünecektir. Yoksa niye inandığı şeye inanmakta ısrar etsin. Başka bir inancın kendininken daha üstün olduğunu düşünürse kendisiyle çelişmez mi?
“İnanıyorsanız şüphesiz üstünsünüz.” ayrı bir şeydir, başkasının inancını hakir görmek, küçümsemek, dışlamak ayrı. Mesele başkasının inancının bizi rahatsız etmesi ve onun inancına yaşam hakkı tanımamak meselesi. Elbette hiçbir inançlı insan başkasının cehennemle terbiye edilmesini istemez lakin, kimseyi de zorla bir şeye inandıramazsınız. Nasip meselesidir bu… ‘kendini paralama’ der kutsal metin… Kısmet işidir bu… Üzülürsün ama aşağılamazsın… İşte bu nedenle çok önemli bir fırsattır bayramlar. İlahi bir soluk, eşsiz bir merhamet adacığıdır inanan insanın hayatında. “Geldim” der bu yüzden yaratıcısına. ‘Nimetlerine şükür ile geldim…” Dualar ve ilahi merhametin tavan yaptığı mutlu bir bayram… Hepimize…
Bayramlar o kadar büyülüdür ki, gelişi bütün bir yıl beklenir ve gidişindeki keder de ancak böyle bir ikinci geliş ümidiyle hafifler; tasa iken sevinç olur, hüzün iken beklenen bir neşeye dönüşür.Ramazan Bayramınızın da böyle bir neşeyle gelmesi ve tüm ailenizi sevince boğup evinize bereket getirmesi dileğimle…