بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

“Aranızda telepatik güçleri olan varsa, parmağımı kaldırsın.” Murat Menteş

Gönülçelen dizisinin bütün bölümlerini buradan indirebilirsiniz. Hepsi tek link ve 640*480 genişliğinde. Megaupload sayesinde teklink olarak indirin.

http://www.megaupload.com/?f=LBHTMO9C

Berlin’de bir gün taksiden indiğinde şoföre eksik para verdiğini söyler. Adam paraları bir daha saydığında doğru olduğunu görür. Arabacının “Anlaşılan sen rakamlardan pek anlamıyorsun” dediği kişi yüzyılın dahisi Albert Einstein’den başkası değildi.

14 Mart 1879’da Güney Almanya’nın Ulm kentinde Musevi bir ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Albert Einstein, çocukluğunda hiçbir üstünlük gösterememiş, kimse onun ileride ünlü bir bilgin olacağını anlayamamıştı. Kalın kafalı, geri zekalı sanılan bu utangaç çocuk, büyüyünce dünyanın en büyük bilgini, yüzyılların pek az yetiştirdiği düşünürü olduğunu gösterecekti. Halbuki konuşmayı bile güçlükle öğrenebilmiş, onun kabiliyetsizliğinden bıkan öğretmenleri başlarından savmanın çaresini aramış, annesi ve babası anormal bir çocuk olacağından korkmuşlardı.
Einstein, 1896 yılında ailesinin İtalya’ya göç etmesinin ardından aynı yıl Alman vatandaşlığından ayrıldı. İsviçre’de 5 yıl boyunca vatansız olarak yaşadı. Devamını Oku ->

Ramazan ayı rahmet ve şefkat kapılarının sonuna kadar açıldığı an. Rabbim
bu ayda bizlere, kalplerimizi saptırmasın kendisinden. İyi ramazanlar.

Üniversite 2. sınıftayım ve bölümüm ile ilgili ilk defa somut bir iş içerisine girdim. Sistem Teknik Endüstriyel Fırınları adlı firmada Orhan (Orhan Obalı) abinin sayesinde işe başlamış oldum. Bana verilen ilk iş çizilmiş bir projenin montajlamaya çevirilmesiydi. Buda autodesk inventör programı ile yapılıyordu. Projeyi elime aldığımda sadece baktım. ilk ay, otobüste metrobüste metroda yolda kaldırımda heryerde sadece kağıdın yüzüne baktım. Çünkü ilk defa görüyordum. Sonuç itibariyle 4-5 kere yanlış çizimden sonra doğru yolu-hak yolu buldum. Ve işi tamamladım.
Buradan başta Orhan Obalı daha sonra Gökçen Gökçe ve İbrahim Yılmaz ‘a teşekkürlerimi sunuyorum. Yaptığım iş ile ilgili fotoğraflara facebook albümünden bakabilirsiniz.

Oradan oraya giderken insan hayatı düşünüyor. Çocukluğunu, nereden nereye geldiğini, unuttuğu anıları… Büyüdüğünü, yaşlandığını hissediyor. Çocukken küçücük şeyler bize ne büyük mutluluk verirdi. Şimdi istediğimizi yapmak elimizde ama her nedense bizi mutlu eden şeyler gittikçe azalıyor. İşte suların içine batacağı söylenen bir kente tepeden bakarak yenen bir yemek, bir kadının söylediği unutulmaz şarkılar, hiç beklenmedik karşılaşmalar… Tanımadığım bir sokakta yürürken birdenbire onunda yanında olmasını istediğin, içinin ürperdiği kısacık bir an… Bir yerlerden istemsiz çıkıp geliveren bir yüzün, tutmak istersen de silinip gittiği o kısacık an…

Bir yandan bunlar, insanın kendi kendine kaldığı,trenin camlarından yabancı hayatların akıp gittiği, geride kaldığı bir anda uzaklara giderken aynı anda kendi içine, kendi geçmişine yaptığı yolculuğun silik, tarifsiz duygusu, öte yandan sorumluluklar, görevler, bekleyenler… Gördüğüm ne varsa hayalimde senin yanına koyuyorum, senin üstüne giydiriyorum, senin eline alıp baktığını düşünüyorum, senin dokunmanı istiyorum… Bu küçük aynaya baktım ama kendimi değil senin yüzünü gördüm içinde… Kendine iyi bakacağını bildiğim halde, kendine iyi bak …   (Baş Ucumda Müzik – Kürşat Başar | Sayfa 146,147)

Sayfalar :12345