Aşk…
Hani çetin bir kış ortasında hava birdenbire açar ve güneş pırıldar ya gökyüzünde. Birden içi ısınır insanın. Yaşama sevinci artar. Sanki çocuklaşır ruhlar. Bu doğal olay bile, insana kazanılmış bir armağan gibi gelir birdenbire.
Ben de ruhumda yaşadığım çetin bir kış ortasında tanıdım onu. Kışa direnecek gücüm bile kalmamıştı o sıralar. Direnmekte istemiyordum zaten. Umutsuz ve güçsüzdüm.
İşte o günlerde güneş gibi açıverdi ruhumda. Her yanımı ısıttı. Kışı bile sevdim onu getirdiği için neredeyse. O bir armağandı bana sanki. Sıcacıktı, içtendi, gülünce gözlerinde ormanların en güzel yeşilini görüyordum. Zaten o da hep gülüyordu. Güldükçe de ısıtıyordu.
Yeşilin bu kadar güzel olduğunu onun gözlerinden, gülümsemenin bir insan yüzüne bu kadar yakıştığını da ondan öğrendim.
Pırıl pırıl bir kalp taşıyor ve her şeyi herkesi bu küçücük kalbine sığdırıyordu. Bu kadar sevgiyi, yaşama sevincini minik kalbine nasıl sığdırdığına şaşar kalırdım. Belki biraz da gıpta ederdim doğrusu. Çünkü ben insanlara güvenimi ve sevgimi çoktan kaybetmiştim. Onun gibi sevmekten vazgeçeli yıllar olmuştu ama yine de arıyordum o günlerimi. Ama güvenme ve sevme yetimi çoktan yitirmiştim. Arasam da faydasızdı. Kalbimin anahtarını çoktan atmıştım denizlere.
O anahtarı denizlerin dibinden bulup çıkardım. Kalbimi açıp o güzel insanı en güzel köşesine yerleştirdim. Sonra sandığı kapatıp yine anahtarını attım denizlere. O artık benim cinsiyet gözetmeyen aşkımdı. Kadın-erkek ayrımının girmediği, beklentisiz, çıkarsız ve karşılıksız bir aşktı bu. Belki de aşkların en temizi ve en güzeliydi. Dosttuk, can yoldaşı olduk. Sırdaş olduk, Ama birbirimize hiç saygısız olmadık, her şey o kadar güzeldi ki. Böyle bir duyguyu hiç yaşamamıştım. Pek az insana nasip olacak pırıl pırıl bu sevgiyi doyasıya yaşamak istedim ve yitirmemek için de çok dikkatli davrandım. Kendimi o insanın babası, sırdaşı, saklambaç oynadığı mahalle arkadaşı gibi hissetmek o kadar güzel bir duyguydu ki hiçbir şeye değişilmezdi. Aşkların belki de en güzeliydi.
Buraya kadar anlattıklarım size ne kadar güzel geliyor değil mi? Bana da öyle gelmişti. Ama benim unuttuğum bir şey vardı. Üstelik unuttuğum bu şey çok da önemliydi.
Unuttuğum şey bu sevginin sadece tek kişilik bir oyun olduğu idi. Her şey tek taraflıydı ve ben sadece kendimi kandırıyordum. Bunu farkettiğimde ise artık çok geçti. Sevmiştim bir kere. Sevgime sahip çıkmak ve çaba göstermek istedim ama olmadı. Yaşadığım benzersiz ve yoğun duygularımın dipsiz kuyularda kaybolup gittiğini gördüm ve kahroldum.
Şimdi soruyorum sizlere;
Neden kovalayınca kaçar, kaçtıkça kovalanır insan ruhu? Neden katkısız, pırıl pırıl sevgiler bu devirde itibar görmez de atılıverir çöp kutularına? Neden sahte ve sömürüye dayalı ilişkiler daha bir tatlı gelir bazılarına? Neden iyi olmanın ve iyi düşünmenin cezasız kalmadığı pek görülmez.
Ruhlarımız sevmeyi unutmuş, dillerimiz sevdiğini söylemeyi. Kalpler öylesine buz tutmuş ki hiçbir sevginin ateşi bile eritemiyor o buzları. Biz sevmeyi çoktan unutmuşuz galiba. Ama en acısı sevenlerimizi incitmemeyi unutmuşuz. Plastik aşkların, sabun köpüğünden sevgilerin egemen olduğunu görmek ne acı.
Şimdi geriye bakıyorum da yine de diyorum ki;
Olsun be… Her şey o kadar güzeldi ki? İyi ki kalbimi açmışım da yaşamışım bu denli saf duyguları. Sonuç düş kırıklığı olsa da her şey çok güzeldi.
Bugünkü aklım olsaydı yine aynı şeyleri yaşamak isterdim. İnsan akıllanmıyor demek ki. Bir yanı hep çocuk kalıyor.
Tek taraflı da olsa sevmek çok güzel be dostlar. Bu yazıdan vereceğim şu müziği dinlememezlik yapmazsınız sanırım :) **orhan-olmez-seni-seviyorum**r
bu yazıyı bizimle paylaşan Hüseyin Ömer Tekin ‘e sonsuz sükranlarımı sunuyorum


















fatih | Şu tarihte Ekim 10th, 2008 ve şu saatte 08:36 gönderildi.
bana maille attığın bu mesajı buraya geçirirken öylesine derinlere daldım ki sorma. gerçekten “yaşamış” derler ya aynen öle gerçekten yaşamış bir insansın…
mehmet | Şu tarihte Ekim 22nd, 2008 ve şu saatte 17:11 gönderildi.
EĞER (231686 Hit)
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde ‘onca ayrılığın birinci dereceden failidir’ denmeseydi eğer.
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse…
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!
mehmet | Şu tarihte Ekim 22nd, 2008 ve şu saatte 17:15 gönderildi.
KUŞLAR VARDIR
Kuşlar vardır, cana benzer havalarda;
Soğuksa kar, baharsa yaprak;
Bir başına büyür toprakta ömrümüz,
Güneşle yeşil elleriyle çıplak;
- Uslu ayaklarla başlamış yolculuk -
Yürünmez öyle, bazen durulur,
Ve iner erenler katına yorgunluk;
Kapanır sukun üzre kitaplar.
Nefeslerle sürüp giden yaşamamız
Bir su kenarına gelir durur;
Ekmekten, şaraptan öte nimetler vardır;
Yürünmez öyle hep, bazen susulur.
CAN YÜCEL
fatih | Şu tarihte Ekim 23rd, 2008 ve şu saatte 16:30 gönderildi.
yorumların için teşekkür ederim değerli kardeşim Mehmet. .
kamuran yılmaz | Şu tarihte Temmuz 14th, 2009 ve şu saatte 12:15 gönderildi.
Necip fazıl kısakürek gençliğinde kendi mahallesindeki bir kıza aşık olur…bir cesaret gider kızla konuşur onu beğendiğini ve sevdiğini söyler..kız:şu an birşey söyleyemem sonra söylerim der.Ve necip beklemeye başlar..tam 1 yıl sonra kız mahallenin çay bahçesinin yakınlarında ona tamam olabilir der..Necip fazıl kıza;beni 1 dakika beklermisin der..Çay bahçesine gider oturur o meşhur şiirini yazar ve kıza şiirini verir ve oradan gider;
BEKLENEN
Ne hasta bekler sabahı
Ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar
Geçti istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık neye yarar…