bunlari solemeden yapamicam ama ne kadar salak bsisin, allah kahretsin! resimler irenc ve bu isi zevkle yapmadin beli… ne o ya her daldan bi resim hangi tarzla ugra$iosun sen dicem, diceksin ki yok tarzim yaratmaya cali$miorum ozaman amartorluk prof.luk le alakasi olmayan b$isin seninki sdce can sIKIntIsI almi$in eline kamerayi ne denk geliosa artik onu chekiosun bide dogalik ayaklari yapiosun ya iyice mahv ediosun. neyi gormu$sen cekmi$in, matrak $eyler senin du$tun hal gbi sokak kopegi sokak serserisi, ta$, cicek bocek nerde bi bo$$$$$ durum orda “ofh” bey (hihihi gulmeden edemedim kendine yaratmaya cali$tin tarz komik yani pek de yakismio sen fatih i kulan daa ii) ki yani bo$ kalan birisi icin normaldir,yani bo$ bi$iyden, bi $ey cikartmaya chali$ma normaldir eline her kamerayi alan (ve bras da parasi olan) kendini “amator” fotorafci saniyo ve sunu da eklemeden edemem ki yaratmaya cali$tin konular resimlerin kadar sIKIcI maalesef, kitaplari severek okumadin beli hich okumadin desem yeridir yani “ofh” bey senden ne koy olur ne kasaba bunlari istersen ele$tiri olarak kabul et “amatorsun” ya ondan “geli$tir kendini” falan…….
“lasim diil…” lakaplı kişi tarafından 25.04.2009 at 23:57 tarihinde yapılan bu yorumu nasıl buluyorsunuz?
Ümraniye’de yaşayanlar bilirler Halil ve Mehmet’i. Onlarsız Ümraniye’yi
düşünemiyorum. Adeta ümraniye ile bütünleşmişler. Baştaki kişi olan Halil’in el reflekslerini çocuğundan gencine-gencinden yaşlısına kadar herkes bilir. Bence Cem Yılmaz, Halil ve Mehmet’in günlük yaşantısını bir günlüğüne izlese, ilk film çektikten sonra en az iki üç film yapar onlarla ilgili. Bu konuda Cem Yılmaz’a yardımcı olabilirim. Duyrulur.
Biz onları seviyoruz . . .
(Niyetimiz kimseyi horgörmek olamaz, Olaya sadece sevgisel açıdan bakıyoruz…Yayımlanması için Halil ve Mehmet arkadaşlardan onay alınmıştır.) Devamını Oku ->
Diğer kitaplardan farklı olduğu, kitabın isminden anlaşılıyor sanırım. Nazan Bekiroğlu’nun kaleminde çıkan “La” Hz. Adem ve Hz. Havva’nın yaratılışlarını, cennetteki günlerini, yasak meyveyi ve dünya sürgününü anlatıyor.
Bugün kaçımız dünyaya bir misafir olarak geldiğimizin tam olarak şuurundayız? Ne derecede inanıyoruz ve ne derecede inandığımızı zannediyoruz? Nazan Bekiroğlu, kitabında öyle güzel açıklamış ki; insana dünya şuurunu bir kez daha hatırlatıyor. Dünyaya misafir olarak geldiğimizi ve bu hayatın elbet biteceğini açık ve akıcı bir dille bizlere sunuyor. Gerçek şu ki: kitabı okuduktan sonra dünyaya bakış açım değişti diyebilirim.
Hz. Adem yaratılırken halinde bir kötülük yoktu. Mayası özünde temizdi, iyiydi. Lakin sınav yeriydi dünya. İyiliği ve merhameti sınırsız olan, Hz. Adem’in hamuruna kötülük koymadı ama kötülüğü taşıyabilecek bir kıvam ekledi. Sonra da bu kıvama bir parça kararsızlık, biraz unutkanlık ve epeyce de sabırsızlık ilâve etti.
Devamını Oku ->
Şu dünya penceresinden herkes gibi bizler de bakıp geçiyoruz. Zaman ne kadar çabuk geçiyor. Sür’ati gittikçe artıyor. Yaşımız ilerledikçe zamanımız daralıyor. İşimiz ve paramız çoğaldıkça, zamanımız azalıyor. Önümüzde kalan günler eksildikçe, bunların kıymetini daha çok anlıyoruz fakat ne yazık ki, artık gideni getirmeye gücümüz yetmiyor. Eskiden hep nazla geçen mevsimlerimiz, artık birer kasırga hızıyla savruluyor. Ve seneler aylar gibi, haftalar günler gibi, saatler ise birer dakika gibi geçiyor. Zaman sanki bizi itip kovalarken, kedersiz en küçük bir lezzeti bile tatmaya imkân bırakmıyor.
Dünya Sağlık Teşkilâtı’nın haberlerine göre, hergün ortalama 300.000 kişi ölmekteymiş. M.Akif Ersoy’un tabiriyle, “imiş” ile söylüyorum çünkü “anlamak uzun iş.” Evet her yaşta ölenlerin toplamı bu… Bu rakamlar içinde nice ölmeyeceğini sananlar veya ölümü bekleyenler, beklemeyenler veya başkasına “vah… vah”, kendisine ise “Allah gecinden versin” diyenler de mevcud. Ama hepsi yolcu. Kısacası hergün bir koca şehrin nüfusu kadar insan ölüyor… Devamını Oku ->