WordPress‘i bilmeyeniniz yoktur. Kullanışlı olması hasebiyle birçok web kullanıcısının işine yaramaktadır. WordPress genel itabireyle bloglar için tasarlanmıştır. Bu başka sektörlerde kullanılamaz anlamına gelmez. Çoğu insan internette “site kurma” meraklısıdır. Fakat çoğu ne kuracağını ve niçin kuracağını bilmez. Aslında ne kuracağımız bellidir. Kendimize şöyle sormalıyız: “Benim işe yarar bir yönüm var mı? Varsa insanlara nasıl faydalı olabilirim? Bu sorulara cevap verebiliyorsak projemiz hazır sayılır. İşte bu projelerden en beyendiğim 3 tane siteyi(blogu) sizlere tanıtacağım.
1. AzBilmis.com
(azbimis)
Bu blog Hakkı Ceylan tarafından ocak ayı itabiriyle kullanıma açıldı. HC Magazine Theme‘nin özelleştirilmiş bir sürümünü kullanan Hakkı Ceylan, Teknoloji haberlerini en hızlı bir şekilde öğrenmemizi hedefliyor.
Blogta sadece Hakkı Ceylan değil bir çok kullanıcıya da haber önerme seçeneği sunulmuş. Haber öneren kişiler Kendi reklam kodlarını yazıların altına koyabilme seçeneğine de sahipler. Ayrıca blog şu an beş adet dil desteği vermektedir.
2. RSSKitap.com
(rsskitap)
Diğer bloglara göre farklı olması hasebiyle dikkateri üzerine çekmeyi başaran RssKitap, Rıza Selçuk Saydam‘ın yazarlığında yükselmeye devam ediyor. Blogda kullanılan tema lisanslı olup renkleri ve dizaynı ile göz dolduruyor.
Blogun amacı piyasaya çıkan yeni kitapları, okuyup altına kendi yorumunu yazarak bizlere sunmasıdır. RSS desteği ile yeni çıkan bir kitaptan hemen haberdar olabilirsiniz. Blog TRT2′de Yayınlanan Bilisim Rüzgarı programında ve de PCNet dergisinde tanıtılmıştır. İtiraf etmeliyim ki bana kitap okuma şevkini tattıran bir site oldu.
3. Sinemalardan.com
(sinemalardan)
RssKitap ile benzerliği olan bu blog Fatih Turan ‘nın tasarım çantasından çıkmıştır. Blogun “Hakkında” bölümünde amacı şöyle anlatılıyor: “Blogumuzda sinema severlerin beğeneceğini umduğumuz filmlerle ilgili yazılar, vizyondaki filmler ve galeri bölümünde film fragmanları yer almaktadır. Amacımız gerek DVD/VCD gerekse sinema salonlarında izlediğimiz filmleri, bizi takip eden okuyucularımızla paylaşmaktır.” Birçok kategori ile beslenen bu blog, kişilerin beyenisini çoktan kazanmışa benziyor. Devamını Oku ->
Luke Rhinehart’ın sıkıcı kitabından sonra bu kitap ilaç gibi geldi. Dediğim gibi arada bir sıkıcı kitap okumazsak güzel kitaplarında bir değeri olmaz. Savaşçı kitabıda bu güzel kitapardan bir tanesi.
Savaşçı, Doğan Cüceloğlu‘nun kalemi ile yazılmış müthiş bir eser. Kitabın içeriğine bir bakarsak; şöyle ki, kitapta kişisel gelişim ön planda tutulmuş ve bunun karşılıklı sohbet biçiminde anlatılışı dikkat çekiyor. Arif Okurer diye bir öğretmenin bir arayış içinde oluşu, hayatı yorumlamaya çalışı, en önemlisi kendini bulma çabası açıkça belirtiliyor. Arif öğretmen arayış için Doğan beyden kendisi için [| Sponsor Bağlantı:Aysed |] zaman ayırmasını istiyor. Doğan bey karşısındaki insanın durumunu hemen farkediyor ve en kısa zamanda bir çay bahçesinde veya bir dinlenme mekanında sohbete başlıyorlar. Bu konuşmaları düzenli olarak ve sürekli yer değiştirerek devam ediyor.
Doğan Cüceloğlu, felsefeyi iyi bilen bir insan. Arif öğretmenin hayatı
anlamaya çalışmasının temelinde felsefe olduğundan, Doğan bey hedefi onikiden vurmayı başarıyor. Arif öğretmenin bir “Savaşçı” olmak için neler yapması gerektiğini, Doğan bey açık ve anlaşılabilir örneklerle açıklıyor. Örnek kişilikler arasına Doğan Cüceloğlu’nunda alınması gerektiğini düşünüyorum. Devamını Oku ->
Fotoğraf-6‘yı yayımlarken fotoğraf-7‘nin sürpriz olacağını söylemiştim. Fotoğraf-7 için Ümraniye’den Bursa’ya kadar bir çok yeri gezerek fotoğraf çekecektim ve bu gezimiz otobüslerle değil, otostop ile olacaktı. Arkadaşım Sercan ile yollara düştük. Önce Kartal’dan Yalovaya sonra oradan da Orhangazi’ye geçtik. [|sponsor bağlantı:MevsimlerGibi.com|] Fakat direncimiz fazla dayanamadı. Aslında Orhangazi’den otostopla gidebilirdik nitekim oradaki durum bunu göstermiyordu. Otostop çekmek biraz abes oluyordu. Ve oradan Minibüse binerek Bursa’nın merkezine gittik. Bu arada Yalova’dan Otostop çektiğimiz arabadaki kişi Recep Tayyip Erdoğan’nın geçmiş zamanda bir ortağı imiş. İlginç. Herneyse, Bursa’da Ömer diye bir aradaşım var. Onun Nilüfer’de kaldığı yurdunda iki gece misafir olduk. Bursa’nın çarşılarını ve birçok yerlerini gezdikten sonra terminalden bir otobüse bindik ve evimize geri döndük
Herşey Planladığımız gibi gitmedi. Fotoğraf makineme “maşallah”sız bir göz baktı herhalde ondan fotoğraf makinemin ekranının camı kırıldı. Çok üzüldüm tabi. Ama herşeyde bir hayır vardır!… Keşke aklımda tasarladığım birçok şeyi size aktarabilseydim. Neyse artık bidahikine. Bu arada fotoğraf makinem artık ihtiyaçlarımı gerektiği kadar karşılamıyor. Bi sermayemiz olsada kendimize D80 yada D60 alsak. Ah ah krizin gözü kör olsun!… Fotoğraf-7′ye girmek için TIKLAYINIZ. Dilerseniz hepsini tek seferde İNDİRebilirsiniz. Yorumlarını hassasiyetle bekliyorum. Devamını Oku ->
Kitabın, kapak kısmına ve arkasındaki yorumlara aldanıp da alanlar arasındayım. Gerçek şu ki sanıldığı gibi bir kitap değil. Gülerek okuyacaksınız diyordu; kitabın hiç bir yerinde gülmedim. İçler acısı bir kitap. Birazda yapmacık geldi bana. Çok çelişkili bir kitap. Kitap yazarı Luke bir psikolog. Kendisine gelen insanlara bir çözüm yolu bulmak için çok tehlikeli bir yöntem deniyor. O da zar yöntemi. Tamamen zarların esiri olmuş bir adam.
Tabi ki bu çok yanlış bir yöntem. Çünkü isanda bir irade vardır. Ve insanlar bu iradeyi istedikleri şekilde yönlendirebilirler. Ama Luke Rhinehart kendi iradesini kullanmak yerine koltuğu zarlara bırakıyor. O zaman yaşamasının ne anlamı olabilir ki?
Kitaba birde olumlu yönden bakalım. Arada bir böyle sıkıcı kitap okuyalım ki güzel kitapların değeri ortaya çıksın. :) [|sponsor bağlantı:RSSkitap.com |]Bir başka yönü ise bazı insanların kararsızlık hastalığı vardır. Bu kitap onlara çare olabilir.
Bu arada kitabın kapak kısmına +18 yazılsaydı daha iyi olurdu. Amerikan kültürünün aşırı pornografik bir kitabı. Okumak isteyenlere ısrarla tavsiye etmiyorum… Devamını Oku ->
Yeni aldığım bir karar üzerine yazdığım yazıların arasına gönüllü olarak bazı blogları veya siteleri koymayı düşünüyorum. Tabi bunları gönüllü olarak düşünüyorum. Yanda ki resimde de görüldüğü üzere bu desteklediklerim arasında blog, site, firma, kişilik, proje, topluluk ve buna benzeyen herşey olabilir.
Daha ayrıntılı bir biçimde açıklarsak şöyle: Blogu ele alırsak, bloglar arasından sevdiğim ve takip ettiğim bir bloğu yazılarımın arasına “sponsor bağlantı” diye eklyeceğim. Bu diğer seçeneklerim içinde geçerli.
Bunun sana ne gibi bir faydası olur arkadaşım? diyorsun içinden… Şöyle ki: Blogumun iç trafiğini artırmış olurum, bloglar arası bir sosyal ağ kurmuş olurum, belki kurduğum bu yöntemi bir başka arkadaşım da benim için kurabilir o da bana link verebilir ve eğlenceli bir şey olduğu için yapıyorum. Kim “beni niye reklam ediyorsun” diyebilir ki?
Sonuç itibâriyle bu yöntemimi bundan sonra ki yazılarımda uygulamayı düşünüyorum. Şunu da söyliyeyim , ben bir şeyin reklamını yaptığım zaman o da benim reklamımı yapmak zorunda değil. Yazımın başındada dediğim gibi, bu sadece gönüllülden bir şey.
Davos krizinin yaşandığını herkes biliyor. Bilmemek elde değil, dünya gündemine oturmuş bir konu. Konu çok kritik. Davos’ta yaşanılan olaya birçok açıdan bakılabilir. Bunları genel olarak iç ve dış politika diye sınıflandırabiliriz.
Türkiye ortadoğuda çok önemli ve stratejik bir konuma sahip. Ve tarihden gelen bir liderlik sıfatı var. Sayın Başbakan bu konumunu koruduğunu bizlere gösterdi kutlarız. Başbakan, davosta kısaca şunu söyledi bence: “Ortadoğunun sahibi siz değilsiniz, Türkiye’dir”. Ki baktığımızda ise bunu rahtaça görebiliyoruz. Türkiye konumunu herzaman korumuştur ama tarafsız olarak! Gürcistan,Irak,Pakistan vb. ülkerin meselerinde ciddi rol oynamıştır. İsrail’in çirkin saldırısında ise en geniş ses Türkiyeden çıktı. Yani Türkiye gerçek manada bir öncü. Bunlar tabi dış politika. Bunun birde İç politikası var.
Malum Başbakan bir partiden lider olarak iş başında. Ve partisiyle işi henüz bitmiş değil, seçimler olacak ve tekrar mecliste yer alma çabaları … Türkiye Filistin konusunda patlamaya hazır bir bomba gibi. Kime sorsam:”Bana silah versinler gideyim diyor.” İş bu haldeyken Başbakanımızın Davos’ta ki konuşması tabiri caiz ise oyların fırlamasına sebep olur. Sakın yanlış anlamayın. Ben bu hareketin oy için yapıldığını söylemiyorum! Fakat seçimlere gizli malzeme oldu diyebilirim. Çok etkili bir silah olmuş; Baykal bile ne diyeceğini şaşırdı. Muhalefet yapıp haksızsın derse olmaz, Evet haklısın, arkandayız derse muhalefetine uymaz. Seçimlere doğru Devamını Oku ->